1 Temmuz 2013 Pazartesi

EGD 5. KÜRESEL ISINMA KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ-YILMAZ PARLAR

EGD 5. KÜRESEL ISINMA KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ
 
Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen “Küresel Isınma Kurultayı” 14 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul’da toplandı. Sanayi, ulaşım, enerji, tarım, orman, turizm, sağlık, gibi bir çok sektörü yakından ilgilendiren bu önemli konuya dikkat çekmek, kamuoyunu bilgilendirmek, farkındalık yaratmak ve geniş kitlelere ulaşabilen yazılı/görsel/sosyal medya çalışanlarını bilinçlendirmek amacıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından 2008 yılında ilk Küresel Isınma Kurultayı gerçekleştirildi. Bu ilk kurultayda daha çok küresel ısınma ve iklim değişikliğinin ne olduğu, gelecekte neler olabileceği tartışıldı. Daha sonraki yıllarda düzenli olarak gerçekleştirilen kurultayların her birinde bir konu ele alındı. Sanayinin, Kamu kuruluşlarının,  Ekonomi yazarlarının iklim değişikliğine bakış açıları tartışıldı. Son üç yıldır Ekonomi Gazetecileri Derneğinin (EGD) öncülüğünde gerçekleştirilen Kurultay’ın bu sene ele aldığı konu enerji verimliliğiydi.
 
Ama öncelikle son birkaç yılda küresel ısınma ile ilgili gelişmeler hakkında bilgi vermek gerekli. Bilindiği üzere 2012 yılı sonunda Kyoto Protokolü sona erdi. Katar’ın Doha kentinde yapılan 18. Taraflar Konferansında protokolün devamına karar verildi. İkinci yükümlülük dönemi olarak adlandırılan bu süreç 2020 yılının sonuna kadar devam edecek. Avrupa Birliğine üye ülkeler ile Avustralya ve İsviçre sera gazlarında azaltım hedeflerini koyarken, ülkemizin halen bir azaltım hedefi bulunmamakta. Doha’da devam eden görüşmeler sırasında (2012 yılı sonunda) atmosferdeki CO2
 
 
 
konsantrasyonu 394 ppm’e ulaştı. Mayıs 2013’te 400 ppm sınırı aşıldı. Ancak ormanların büyüme dönemi olması nedeniyle ağaçların CO2’i bağlayacağı ve 2013 yılı sonunda 396-397 ppm’e gerileyeceği tahmin ediliyor. 400 ppm eşiğinin ise 2014 ya da 2015 yılında aşılacağı tahmin ediliyor. Küresel olarak sıcaklıkların 2 C° artmasına neden olacak 450 ppm CO2 konsantrasyonuna ise 2035-2040 yıllarında ulaşılabilir. Bu değer iklim değişikliği için geri dönülemez nokta olarak kabul ediliyor. Bu arada iklim değişikliğine bağlı olarak meydana gelen afet haberleri artıyor. Samsun’da 2012 yaz aylarında meydana gelen sel felaketi hala hafızalarda. Almanya’da ise daha birkaç gün önce meydana gelen sel “yüzyılın afeti” olarak adlandırılıyor. 2010 yılı Türkiye’de ve Dünyada en sıcak yıl oldu. Uzmanlar 2013 yılında rekor bekliyor. Ünlü ekonomist Nicholas Stern tarafından küresel ısınmanın getireceği toplam zararın, dünyanın toplam gayri safi milli hâsılasının yüzde 5 ile yüzde 20’si, başka bir ifadeyle 3 ile 20 trilyon dolar civarında bir ekonomik kaybın olacağı ifade edilmekte. Ancak küresel ısınma ve iklim değişikliğinin gündemin ilk sırasına oturduğunu söylemek pek mümkün değil. Bu durum Türkiye için de geçerli. Ülkemizin 1990 yılında 188,4 milyon ton olan CO2 salımı, 2011 yılında 422,4 milyon tona çıktı. Artış 1990 yılına göre % 124,2 ve bu artış oranıyla sera gazı salımlarını en fazla arttıran ülke konumundayız. Buna rağmen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 2012 yılı “kömür yılı” olarak ilan edildi. Bu karar nedeniyle Doha’daki Taraflar Konferansında Türkiye’ye Uluslararası İklim Eylem Ağı tarafından “günün fosili” ödülü verildi. Ülkemizin 2011 yılında da Durban’daki toplantıda bu ödülü sera gazı salımlarını indirmek için hedef belirlemeden, Kyoto Protokolü’nün mekanizmalarından faydalanarak teknolojik ve finansal destek almaya çalışması gerekçesiyle almıştı. Ayrıca 2010 yılında kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İklim Değişikliği Dairesi 1 Şubat 2013’te kapatılarak, İklim Değişikliği ve Hava Yönetimi Dairesi Başkanlığı oluşturuldu. İklim değişikliği ise şube müdürlüğü olarak bu dairenin altında yer almakta.
 
Bazı olumlu adımlar da atıldı iklim değişikliği ile ilgili olarak. Örneğin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı, Enerji Verimliliği Strateji Belgesi, Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik, Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin Kullanımında Verimliliğin Artırılmasına Dair Yönetmelik, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik gibi mevzuat ve eylem planları hazırlandı. Ancak atılan bu adımların da bazı eksik noktaları bulunmakta. Örneğin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planında iklim değişikliği ile mücadeledeki hedefler enerji verimliliğinin arttırılması, enerji yoğunluğunun azaltılması, atıklardaki biyoçözünür madde miktarlarının azaltılması, çöplerin düzenli depolama alanlarında toplanmasının sağlanması, binalarda enerji verimliliğinin arttırılması, ulaşımda demiryolu ve denizyolu paylarının arttırılması, tarım, mera ve orman alanlarında biriktirilen karbon miktarının arttırılması şeklinde özetlenmişken, toplam sera gazı salımlarının azaltılması için bir hedef bulunmamakta.
 
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarının son yıllarda iklim değişikliği ile ilgili attıkları adımların daha çok enerji verimliliğine odaklandığı görülüyor. Bunda yeni yatırımlar yapılmazsa ülkemizin enerji talebinin önümüzdeki 5 yıl içinde enerji arzını geçeceği öngörüsü etkili. Ayrıca yapılan çalışmalarda enerji verimliliğinde atılacak adımlarla % 15 kadar bir enerji tasarruf edilebileceği hesaplanmış. Henüz net sonuçlar alınmasa da enerji verimliliği konusundaki hedefler ümit verici.  Ancak enerji üretiminde fosil yakıtlardan vazgeçilmeyeceği anlaşılıyor. Her geçen gün yeni termik santral başvuruları yapılmasının bu ümit verici gelişmelere gölge düşürdüğünü de belirtmek gerekli.
 
Enerji üretimi küresel ısınma açısından neden önemli? Zira sera gazlarının artmasında enerji üretimi % 26, endüstri % 19, ormansızlaşma % 17, tarım % 14, ulaşım % 13, yapılar % 8 ve atıklar % 3 oranında katkı yapıyor. Diğer taraftan insanlığın refah düzeyinin artması da enerji ihtiyacının sürekli artmasına yol açmakta. Uluslararası Enerji Ajansına göre 2010 yılı itibarıyla Dünya’da 12,7 milyar ton eşdeğer petrol (TEP) enerji arzı gerçekleşti. 1973 yılına göre ise enerji arzı iki katına çıktı. İleriye dönük projelerde iklim dostu projeler oluşturulamazsa 2035 yılında 18,3 milyar ton eşdeğer petrol bir enerji talebi olacağı öngörülüyor. Kritik eşik diye kabul edilen 450 ppm CO2 konsantrasyonu dikkate alındığında 2035 yılında fosil yakıtların payının azaltılması ve hidroelektrik ile diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının payının % 27’e çıkarılması ve üretimin 14,9 milyar ton eşdeğer petrolde tutulması gerekmekte. Dünya genelinde 2010 yılı itibarıyla enerji üretiminde % 32,4 payla en fazla petrol kullanılıyor. Bunu % 27,3 ile kömür, % 21,4 ile doğal gaz izliyor. Nükleer enerjinin payı ise % 5,7 kadar. Yenilenebilir enerji kaynaklarından biyoyakıtlar dünya enerji arzının % 10 kadarını oluştururken, hidroelektrik enerji üretiminin payı % 2,3, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının (güneş, rüzgar, jeotermal, dalga vb.) kullanımı ise % 1’den dahi az. Enerji üretiminde kullanılan fosil yakıtlardan kaynaklanan CO2 salımları 2010 yılında 30,3 milyar tona ulaştı. Bu salımların % 43’ü kömür, % 36’sı petrol ve % 20’si ise doğal gaz kullanımından kaynaklandı. 2035 yılında ise CO2 salımları 43,2 milyar ton olabilir.
 
Türkiye’de ise 2010 yılı verilerine göre 109 milyon ton eşdeğer petrol olan enerji arzının % 31’i kömür, % 32’si doğal gaz ve % 27’si petrolden sağlanmakta. 2020 yılında enerji talebinin 222 milyon ton eşdeğer petrol’e ulaşacağı tahmin ediliyor. Enerjimizin % 90’ının fosil yakıtlardan üretilmesi sonucunda Türkiye’nin 1990 yılında 188,4 milyon ton olan CO2 salımı, 2011 yılında 422,4 milyon tona çıktı. Artış 1990 yılına göre % 124,2 ve bu artış oranıyla Ülkemiz sera gazı salımlarını en fazla arttıran ülke. Enerji üretiminden kaynaklanan CO2 salımı ise 301,2 milyon ton kadar ve sera gazı salımlarının % 71’ini oluşturuyor. Kişi başı CO2 salımımız ise 5,7 ton kadar. Bu değer gelişmiş ülkelerden düşük, ama dünya ortalamasından yüksek. Örneğin kişi başı CO2 salımı Amerika Birleşik Devletlerinde 19,8 ton, Rusya’da 11,2 ton, Avrupa Birliği ortalaması 10,2 ton, Çin’de 4,6 ton kadar. Dünya ortalaması ise 4,3 ton civarında. Ancak toplam sera gazı salımında ülkemiz en çok salım yapan ilk 20 ülke içerisine girmek üzere. Buna rağmen uluslararası müzakerelerde temel stratejimiz kişi başına düşen sera gazı salımlarının düşük olduğu yönünde. Halbuki toplam sera gazı salımlarına bakıldığında dünyayı kirleten ülke konumundayız.
 
Diğer yandan ülke olarak enerjide dışa bağımlıyız. 2012 yılında enerji ithalatı için 60,1 milyar dolar harcandı. Bu rakam toplam ithalatımızın % 25’ini oluşturuyor. Enerji ithalatının % 62’sini petrol ve petrol ürünleri oluşturuyor. Bu petrol ürünlerinin tamamına yakını ise ulaştırmada kullanılıyor.
 
Türkiye’nin elektrik enerjisi üretimi 2011 yılı itibarıyla 229,3 bin GWs kadar. Bunun % 75’i termik santrallerden, % 23’ü hidroelektrik santrallerden ve % 2’si rüzgâr ve jeotermal enerjiden sağlanıyor. Elektrik enerjisine olan talebin 2021 yılında ikiye katlanarak 467 bin GWs’e ulaşacağı öngörülüyor.
 
İklim Ağı raporuna göre kurulu güç olarak ele alındığında 2012 yılı Eylül ayı itibarıyla 34,8 GW termik, 18,6 GW hidroelektrik, 2,1 jeotermal ve rüzgar enerjisi olmak üzere toplam 55,8 GW’lık bir kapasitemiz var. Ruhsat almış ya da inşa halindeki 48 GW kapasite de önümüzdeki birkaç yıl içinde devreye girecek. Ancak devreye girecek santrallerin 26,8 GW’lık kısmı yine fosil yakıt kullanan santraller olacak. Başka bir ifadeyle ülkemiz fosil yakıt odaklı enerji üretimine devam edecek gibi görünüyor. Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesine göre de 2023 yılı hedefleri olarak linyit ve taş kömürü kaynakları ile hidroelektrik enerji kapasitesinin tamamının kullanılması, kaliteli ithal kömürden faydalanılması, nükleer enerjinin payının % 5’lere çıkarılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji üretimindeki payının % 30’lara çıkarılması, doğal gazın payının ise % 30’ların altına çekilmesi öngörülmekte. Ayrıca belgede enerji verimliliği ve tasarrufun arttırılması ve enerji yoğunluğunun düşürülmesi de hedeflenmekte. TMMOB Makine Mühendisleri Odasının yaptığı değerlendirmeye göre 2023 yılında Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücü 187 GW’a çıkabilecektir. Bu da ruhsat almış ve inşa halindeki kurulu güç dahil olmak üzere toplam günümüzdeki kurulu gücün iki katıdır. Ancak Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesine göre yine enerji politikalarımız fosil yakıt odaklıdır. Ülkemizin geleceğe yönelik enerji talep tahminlerinin gerçekçi olmadığı da tartışılmaktadır. Hedeflere ulaşılabilirse 2023 yılında büyük çoğunluğu rüzgâr enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının payı % 30’larda kalacaktır.
 
Halbuki Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin bir ülke ve bu kaynakların öncelikli olarak devreye sokulması gerekmekte. Yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgârın enerji üretimine uygun kapasitesi 48 GW, jeotermal enerjinin 31,5 GW civarında olduğu biliniyor. Özel sektör yatırımlarıyla rüzgâr enerjisi uygulamaları 1980’lerde başlamış olsa da yatırımların istenilen hızda ilerlemediği söylenebilir. Türkiye rüzgar potansiyeli yüksek ülkeler arasında sayılmakta ve yabancı yatırımcılar Türkiye yi bu konuda iyi bir Pazar olarak görmektedirler.
 
Türkiye jeotermal enerji bakımından da dünyada önemli bir yere sahip. Ancak kaplıcalar ve termal tesisler olarak turizm sektörünün hizmetine açılan bu alternatif enerji seçeneğinde sadece sıcak sudan yararlanıyor ve elektrik üretmiyoruz.
 
Güneş enerjisi potansiyelimizin ise Makine Mühendisleri Odasınca 2011 yılındaki elektrik tüketiminin 2 katı kadar olduğu bildiriliyor. Türkiye topraklarının tamamında güneş radyasyonundan elektrik üretebilecek şartlara sahip olmamıza ve 1900 kWh/m2/yıl güneş radyasyonuna maruz kalmamıza rağmen bu enerjiyle sadece su ısıtıyoruz. Oysa Almanya 900-1300 kWh/m2/yıl radyasyonla Dünya lideri. Türkiye güneş enerjisiyle dışa olan bağımlılıktan %55-60 kurtulabilir. Güneşle elektrik üreterek ve su ısıtarak enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılanabilir.
 
Bu yenilenebilir enerji kaynaklarına ek olarak biyoyakıt, atıklardan enerji üretimi, dalga enerjisi gibi daha düşük kapasitede yenilenebilir kaynaklarımız da mevcut. Örneğin Türkiye’de biyogaz üretim potansiyeli 25 milyon kWh olarak tahmin ediliyor. Bunun % 85’ini gübre gazı, % 15’ini ise katı atık düzenli depolama sahalarından çıkan gazlar oluşturuyor. Bölgesel ölçekli hedeflerle biogaz yatırımları teşvik edilerek bu alternatif enerji kaynağından da maksimum ölçüde yararlanılabilir.
 
Su da bir yenilenebilir enerji kaynağıdır. Enerji konusundaki dışa bağımlılığın azaltılması için HES’ler de kurulabilir. HES’lere ihtiyacımız var. Ancak bugüne kadarki tecrübeler HES inşaatlarında oldukça ciddi doğa tahribatları ve sosyal sorunlar olduğunu göstermiştir. Sadece HES inşasında değil diğer yenilenebilir enerji tesislerinin de inşası sırasında doğa dikkate alınmazsa bu enerji kaynakları yenilenebilir olarak nitelendirilemez.
Nükleer enerji ise tüm dünyada halen tartışılmakta olan bir konudur. Nükleer santrallerin yarattığı riskler çok iyi değerlendirilmeli, öncelikle tüm yenilenebilir enerji kaynaklarımız değerlendirilmelidir.
 
Enerji elde etmek için yapılan en büyük hatamız; yurtdışından ithal ettiğimiz ve fosil yakıt olan doğalgaz ile Otoprodüktör Sistemli Santrallerde elektrik üretip, sanayinin bu elektriği kullanmasını teşvik etmemiz oldu. Bu durum da üretimlerin karbon yoğun, dışa bağımlı ve yükske maliyetli olmasına yol açtı. Enerji politikamızı fosil yakıtlar üzerine kurmak yerine yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan maksimum yararlanacak politikalar geliştirmemiz gerekli.
 
Bu yenilenebilir enerji kaynaklarına ek olarak enerji tasarrufu ve enerji verimliliği ile de enerji tüketimini düşürmek mümkün. Enerji verimliliği üretilen birim hizmet ya da ürün miktarında daha az enerji tüketimi anlamına gelmektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ülkemizde bina sektöründe % 30, sanayi sektöründe % 20 ve ulaşım sektöründe % 15 kadar enerji tasarruf potansiyeli olduğu belirtilmekte. Bu enerji verimliliği potansiyelinin tamamının kullanılması durumunda 3 Atatürk Barajı büyüklüğünde HES’in ürettiği enerji tasarruf edilebilecektir.
 
Enerji verimliliği konusunda pek çok alanda atılabilecek adımlar bulunmakta. Örneğin iletim hatlarındaki kayıplar ve kaçak kullanımlar ile elektrik enerjisinin % 18’i kaybedilmekte. Bu değer gelişmiş ülkelerdekinin 2-2,5 katı kadar. Sadece iletim hatlarındaki iyileştirme ile 20 bin GW saatlik bir tasarruf yapılması mümkün. Enerji verimliliğinde en büyük sorumluluk devlete düşmekte. Bu konuda 2012 yılında hazırlanan Enerji Verimliliği Strateji Belgesindeki amaç ve hedefler oldukça olumlu. Ancak bu hedeflere ulaşılması ancak kararlı ve ciddi adımlarla mümkün olacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkelerdeki deneyimler gösteriyor ki, enerjiye olan talep yönetilmedikçe ve azaltılmadıkça enerji tüketimi artarak devam edecektir.
 
Enerji verimliliği konusunda çeşitli dernekler aracılığıyla kamuoyunu bilinçlendirme çalışmaları uygulanmakta. Ancak enerji verimliliği, tasarruflu ampullerle özdeşleştirilmemeli. Enerjinin büyük bir çoğunluğu sanayi ve ulaşımda kullanılıyor. Bu nedenle söz konusu sektörlere yönelik adımlar enerji verimliliğinin arttırılması ve karbon salımlarının azaltılmasına doğrudan etki yapacaktır. Bu konuda sanayi kuruluşlarının enerji verimliliği çalışmaları konusundaki çalışmaları teşvik edilmeli ya da yaptırımlar uygulanmalıdır. Örneğin kirleten öder prensibi gereği karbon vergisi düzenlemeleri gündeme gelmelidir. Özellikle araştırma geliştirme faaliyetleri özendirilmeli ve sanayi-üniversite işbirliği arttırılmalıdır. Sanayi kuruluşlarının enerji verimliliği konusunda yaptıkları çalışmaların ve karbon azaltım miktarlarının raporlanması ve doğrulanması karbon borsası açısından da önemli. Ayrıca mevzuatta da yer alan enerji yöneticiliği kavramını yaygınlaştırılması gerekmekte. Yaşam döngüsü değerlendirmesi, PAS 2050, ISO 14064 ve 14065 gibi standartların kullanılmasının sağlanması, şirketlerin hem enerji verimliliğini arttıracak ve karbon salımlarını azaltacak, hem de rekabet güçlerinin artmasını sağlayacaktır.
 
Enerji verimliliği yanında, enerji yoğunluğunun da düşürülmesine yönelik adımlar da atılmalı. Enerji yoğunluğu 1 dolarlık mal ya da hizmet için tüketilen enerji miktarıdır. Çimento, demir-çelik endüstrisi, tekstil gibi sektörler üretimlerinde oldukça fazla enerji tüketmekte. Ülkemizdeki enerji yoğunluğu AB ülkelerinin 2 katı kadar. Ülke olarak fosil yakıt ağırlıklı enerji üretildiği için dolaylı olarak enerji yoğun sektörler aynı zamanda karbon yoğun üretim yapmakta. Enerji yoğunluğunun azaltılması da ülke hedefleri arasında, ancak kararlı adımlar atılması gerekmekte. Yine termik santraller başta olmak üzere üretimleri sırasında ısı ortaya çıkan sektörlerdeki atık ısıların geri kazanılması, enerji kullanımını önemli düzeylerde azaltabilir. Ayrıca çok büyük enerji santralleri yerine, kent ve kasabaların elektrik enerjisi ihtiyaçlarının yerel olarak kurulacak daha küçük santrallerle karşılanması, enerji verimliliğini arttıracaktır. Küçük yerleşimlerin rüzgâr, güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları ile elektriklerini sağlaması ile hem yenilenebilir enerji üretiminin oranı artacak, hem iletim sırasındaki kayıplar azalacak, hem de enerji üretim kaynakları çeşitlendirilerek, enerji güvenliğini arttıracaktır. Buralara teşvik verilerek kalkınmaları ve yatırımcıların buralara yönlendirilmesi ekonomik kalkınmanın tüm Türkiye topraklarına yayılması sağlanabilir.
 
Ulaşımda da atılabilecek önemli adımlar var, toplu taşımada raylı sistemlere önem verilmesi gibi. Demiryolu karayoluna göre 6 kat daha fazla enerji verimliliği sağlıyor. Özellikle büyük kentlerde yerleşime yeni açılan yerlerde toplu ulaşım alternatiflerinin öncelikli olarak düşünülmesi gerekmekte. Şehirlerarası taşımacılıkta ise karayolu ve havayolu yerine deniz ve demiryolu taşımacılığı enerji verimli ulaşım sistemlerine ağırlık verilmeli.
 
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına göre enerji verimliliği açısından en fazla potansiyel % 30 gibi önemli bir miktar ile binalarda bulunmaktadır. Özellikle çatı, dış cephe yalıtımı gibi önlemler enerji tasarrufu sağlayacaktır. Özellikle yeşil çatı uygulamaları ile hem çatı yalıtımları sağlanabilir, hem de kent iklimi olumlu yönde katkı sağlanabilir. Benzer şekilde güneş alan cephelerin ağaçlar ile gölgelenmesi soğutma masraflarını azaltabilir. Zira bazen bir ağaç bile iklimleri değiştirir. Kentsel dönüşüm çalışmalarının gündemde olduğu şu günlerde dönüşüm sırasında ortaya çıkan artıkların geri kazanılmasına yönelik çalışmalar yapılması da önemli bir enerji verimliliği oluşturacaktır. Çevre Kanunu kapsamında Atık Yönetiminin binalarda yeniden yapılandırılması ve uygulanması ile geri dönüşümün teşvik edilmesi, siteler ve mahalleler bazında “Atık Getirme Merkezleri”nin kurulması (eskiyen ev eşyalarının, elektronik atıkların, ambalaj atıklarının, organik atıkların ve tehlikeli atıkların kaynağında ayrı toplanabilmesinin altyapısı) park-bahçe ve yeşil alanlardan çıkacak olan ağaç budama, biçilmiş çim v.b. organik atıkların yeşil alanlarda tekrar kullanılmak üzere geri dönüşümünün sağlanması (kompost köşelerinin oluşturulması) atıksu arıtma alt yapısının mahalleler, siteler bazında yapılandırılması ve geri dönüşümünün sağlanması, yağmur suyu toplama alt yapısının oluşturulması ve yeşil alanlarda kullanılmasının sağlanması gibi çalışmalar da enerji verimliliğine katkı sağlayacaktır. Ayrıca yeni binalarda enerji verimliliği ile ilgili çalışmalar daha proje aşamasında başlamalıdır. Bina yeri seçiminde ışığı dikkate alınması, pasif havalandırma tasarımları, ışığı geçirmeyen camlar kullanılması ya da aynalar ile ışıktan daha fazla yararlanılması gibi uygulamalar önemli tasarruflar sağlayacaktır. Keza yeşil ofis uygulamalarının yaygınlaştırılması da enerji verimliliği ve karbon salımlarının azaltılması açısından önemlidir.
 
Enerji verimliliği konusunda atılacak samimi adımlar doğa tahribatının da önüne geçecektir. Çünkü enerji talebini karşılamak için yeni kurulan termik santraller ve HES’ler ile açılan madenler ormanların, meraların derelerin ve tarım alanlarının zarar görmesine neden oldu. Bu durum kamuoyunda biriken bir tepkiye yol açtı. Bunun haricinde iklim değişikliğini doğrudan etkileyen özelliklerinden dolayı son derece önemli olan ormanların ve diğer doğal ekosistemlerin zarar görmesine neden olacak bazı kanunlar meclisten geçmesi ya da tasarı halinde komisyonlarda bulunması da toplumsal hassasiyeti arttırdı. Son yıllarda Orman, Mera, Maden, Turizm, Yenilenebilir Enerji, Petrol kanunlarında yapılan değişiklikler ile orman ve mera alanlarında yapılaşmanın önü açıldı. Örneğin çoğu orman ve mera arazilerinde olmak üzere 2002-2011 yılları arasında 14.250 işletme, 65.863 arama amaçlı olmak üzere 80 binin üzerinde maden arama ve işletme ruhsatı verildi. Ne yazık ki bu maden sahalarının ve taş ocaklarının çoğunda vahşi madencilik olarak adlandırılan uygulamalar ile üretimler yapıldı ve halen yapılmakta.
 
Ormanlarla ilgili olarak söylenmesi gereken iklim değişikliğine karşı insanların son kalesi olduğu. Çünkü orman ekosistemleri iklim düzenleme ve karbon bağlama özellikleri ile dünyadaki en önemli karbon havuzlarından. Ağaçların yeşillendiği ilkbahar ve yaz aylarında atmosferdeki CO2 konsantrasyonları 5 ppm kadar azalmakta. Ormanların tahrip edilmesi ise CO2 konsantrasyonlarının hızla artmasına yol açmakta. Ormanların sağladığı faydalar onların “ekosistem” olma özelliklerinden kaynaklanmakta. Başka bir ifadeyle orman içindeki ağaçların toplamından fazla şey ifade eder. Bu nedenle doğal ormanlarla ağaçlandırmalar aynı şey değildir. Ağaçlandırılan alanlara sadece ağaç dikersiniz, oraya diğer canlıların gelmesi, ormana özgü toprak ve iklimin oluşması için onlarca yıl geçmesi gerekli. Bu nedenle 3. Köprü ve Havaalanı çalışmaları sırasında kesilecek ağaçların yerine çok daha fazla dikileceğinin açıklanması doğru değildir. Kesilen orman ekosistemdir; yerine getirilen ise ağaçlandırma. Yeni tesislerin inşası sırasında oradaki ağaçların taşınması da sıkça gündeme gelmekte. Örneğin 3. Havaalanı proje sahasından 2 milyon kadar ağacın taşınacağı, resmi kaynaklardan açıklandı. Ağaçlar taşınabilir, ama orman ekosistemi taşınamaz. Orman ekosisteminin bir parçası olan flora ve faunayı, iklimi ve toprağı başka yere götürmezsiniz. Nitekim uzmanlar havaalanı ve köprü projelerinin dünyanın en önemli kuş göç alanında olduğunu ve kuş göçlerini olumsuz etkileyeceğini söylüyor.
 
Ağaçların taşınmasının maliyeti ve ağaçların taşınacağı yer bulunması da ayrı sorun. Örneğin 3. Havaalanı sahasından taşınacak ağaçların maliyeti ağaç başına bin TL (araç gereç yakıt masrafları, kiraları, çalışacak personelin giderleri vb.) gibi çok kaba bir hesapla 2 milyar TL’yi geçecektir. Ağaçların niteliğine göre (yaşlı ve boylu olmaları, taşıma öncesi hazırlık yapılması vb.) taşıma bedeli, havaalanının ihale bedelinin % 10’una kadar çıkabilir. Ayrıca 2 milyon ağaç için 20 milyon m2 bir alan bulunması gerekli. Taşıma da ağacın yaşına göre hazırlama işlemleri için 2-3 yıl kadar uzun bir süre gerektirir. Ve ağaçlar yaşlandıkça tutma şansı da azalır. Bütün bunlar yerine büyük tesislerin yapılması sırasında alternatif projeler arasından doğaya ve çevreye en az zarar verecek olanların seçilmesi ve doğaya verilen zararın da proje maliyetlerine eklenmesi gereklidir. Ya da doğaya verilen zararı azaltmak için ek önlemler alınabilir. Örneğin 3. Köprü ve bağlantı yolları yapımında kesilecek yaklaşık 1,5 milyon kadar ağacı kurtarmak için bağlantı yolları viyadüklerle ormanların üzerinden veya tünellerle altından geçirilebilir. Böylece hem ağaçlar hem de orman ekosistemleri korunabilir.
 
 
 
Prof. Dr. Doğanay Tolunay                                                          Aynur Acar
İstanbul Üniversitesi                                                                     Marmara Belediyeler Birliği
Orman Fakültesi Öğretim Üyesi                                      Çevre Yönetim Merkezi Direktörü
EGD Küresel Isınma Kurultayı                                        EGD Küresel Isınma Kurultayı
Bilim Kurulu Üyesi                                                            Bilim Kurulu Üyesi
 
yilmazparlar@yahoo.com

27 Haziran 2013 Perşembe

KAS-KON ve DenizBank’tan işbirliği-Yılmaz Parlar


KAS-KON ve DenizBank’tan işbirliği

DenizBank ve Kastamonu Konfederasyonu (KAS-KON), Konfederasyon üyelerine özel Bonus kredi kartı protokolüne imza attılar. Bonus kredi kartı sahipleri, harcamalarıyla ek bir maliyete katlanmadan Kastamonulu üniversiteli gençlere burs verilmesi konusunda destek olacaklar. Kart sahipleri Bonus’un tüm fayda ve fırsatlarından yararlanmanın yanında, sadece kendilerine özel sunulacak fırsatlardan da yararlanacaklar.


Kastamonu Konfederasyonu (KAS-KON) ve DenizBank arasında, geçtiğimiz günlerde imzalanan sözleşme ile bonus özelliğine sahip kredi kartı işbirliğini hayata geçti. Eğitim, sağlık, gıda, tekstil gibi çeşitli sektörlerden ilk etapta 500 işyerinin üye olacağı kredi kartını, bu yılın sonuna kadar 10 bine yakın Kastamonulunun veya Kastamonu gönüllüsünün kullanmasıhedefleniyor.

Gerek Bonus Pos'u kullanan işyeri olmak, gerekse bireysel olarak kart sahibi olmak için formlar ‘www.kaskon.org’adresinden doldurulabiliyor. Bu özel karta başvurmak için, “KASKON boşluk TC Kimlik numarasının yazılıp 3280’e gönderilmesi yeterli olacaktır. Firmaların Bonus POS sahibi olmak için 3734 e ‘kart - adı- soyadı – vergi no’ yazarak SMS yollaması gerekiyor.


Kastamonu Bonus Kart avantajları

Firmalar için:
Markalar arası rekabetin bu denli yüksek olduğu ve her gün yeni bir ürünün pazarda yerini aldığı yeniçağın zorlu koşullarında, pazar payını arttırmak içinİstanbul’da nüfus yoğunluğu yüksek olan Kastamonululara firmaların daha rahat erişimlerinin sağlanması,

Müşterilerle kurulan bağın güçlenmesi,

Hem müşterilerin hem de firmanın kazançlı çıkacağınız sadakat kart uygulaması ile sunulan fırsatlar,



Kastamonu Bonus Kart sahipleri için:

Özel indirimlerden, promosyonlardan öncelikli haberdar olma,

Doğum günü, evlilik, evlilik yıldönümü, organizasyon ve özel günlerde sürprizlerle fırsatlar,

Harcadıkça puan kazandırma,

Anlaşmalı alışverişnoktalarında, özel indirimlerden ve kampanyalardan faydalanma imkanı,
Anlaşmalı firmaların ve derneğin özel hediye çeklerinden faydalanma,
Üye işyerlerinin, indirim veya avantaj kampanyalarından başlama tarihinden 3 gün öncesinde faydalanmaya fırsatı,


21 Haziran 2013 Cuma

KAVRAM MESLEK YÜKSEKOKULU-YILMAZ PARLAR


KAVRAM MESLEK YÜKSEKOKULU,
5 yeni programa yapacağı 3 milyon liralık yatırımla yüzde 20 büyüyor

Kavram Eğitim Vakfı, 2007 yılında kurduğu meslek eğitiminde öncü Kavram Meslek Yüksekokulu’na bugüne kadar 15 milyon liralık yatırım yaptı. Vakıf, nitelikli meslek elemanı yetiştirmek için yeni dönemde de 3 milyon liralık yatırım yaparak 5 yeni program açıyor. Böylece Kavram MYO yüzde 20 büyümüş olacak.


Ülkemizin kalifiye meslek elemanı açığını kapatmak ve istihdam sorununa çözüm olabilmek amacıyla kurulan Kavram Meslek Yüksekokulu'nun sanayi ve iş dünyasının ve daha ileri bir hedef olarak Avrupa Birliği ülkelerinin kalifiye insan kaynağı ihtiyacını dikkate alarak açılan programlarıyla birlikte toplamda 26 programda 1300 öğrenci öğrenim görüyor.

Kavram Meslek Yüksekokulu 2007’den bu yana Aşçılık, Bankacılık ve Sigortacılık, Bilgisayar Programcılığı, Çocuk Gelişimi, Çorap ve Moda Tasarımı, Dış Ticaret, Grafik Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Lojistik, Sağlık Kurumları İşletmeciliği, Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik, Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik programlarında öğretim yapıyor. 2013-2014 eğitim- öğretim yılında Radyo ve Televizyon Programcılığı, Uygulamalı Rusça ve Çevirmenlik, İş Sağlığı ve Güvenliği, Moda Tasarımı ve Spor Yönetimi olmak üzere beş yeni program eklemeye karar verdi.

Kavram Meslek Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Sakin Öner, 2013-2014 eğitim-öğretim yılında 5 yeni programa daha öğrenci alacaklarını belirterek, Kavram Meslek Yüksekokulu'nun her geçen gün öğrenci sayısını artırdığını, yeni açılan programlarla öğrenci sayısının yaklaşık 1700 olacağını belirtti. Ayrıca Öner, 2011 yılında çorap sektörüne, daha iyi tasarımlarla fark yaratacak, dil bilen diplomalı elemanlar yetiştirmek için açılan Çorap Ve Moda Tasarımı Programı ile ilgili olarak: “2012-2013 öğretim yılında çorap sektörümüzün ilk Diplomalı Çorap Tasarımcılarını mezun ediyor. Bu yıl mezun olacak 11 Çorap Tasarımcısı öğrencimizin sektör kuruluşlarında iş garantileri var ve 1500-3500 lira maaş aralıklarında iş bulacaklar” dedi.


Diplomalı Çorapçılardan Sonra Diplomalı Spor Yöneticileri

Çorap Ve Moda Tasarımı Programı’nda Dünya’da ilk ve tek olma özelliğini koruyan Kavram Meslek Yüksekokulu, 2020 Olimpiyatlarına aday olan Türkiye’nin Meslek Yüksekokulu çatısı altında açılan ilk Spor Yönetimi Programını hayata geçiriyor.

Ülkemizdeki lisanslı sporcuların sayısı 2.200.000’dür ve bunların 300 bini İstanbul’dadır. Ayrıca faal olarak sporla ilgilenenlerin sayısı genel olarak 400 bin olup, bunların 70 bini İstanbul’dadır. Şu anda ülkemizde 7 bin civarında spor kulübü bulunmaktadır. Bunların 5 bini futbol branşında, 2 bini diğer branşlardadır. Bunların hiçbirinde profesyonel yönetici bulunmamaktadır. Halbuki Avrupa ülkelerinde kulüplerin çoğunda en az bir yönetici görevlidir.

2020 yılına kadar 1000'ini aşkın Spor Yöneticisi yetiştirmeyi hedefleyen Kavram Meslek Yüksekokulu’nun Mütevelli Heyeti Başkanı Bahattin Durmuş ülkemizin ilk Spor Yönetimi Programını açmalarının nedenini şöyle açıkladı:

“Türkiye'de en az 15-20 bin Spor Yöneticisine ihtiyaç bulunuyor. TFF İstanbul İl Temsilciliği, Gençlik Ve Spor İstanbul İl Müdürlüğü, Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu ile çeşitli spor branşlarındaki federasyonların İstanbul İl Temsilcileri Ve Eğitim Sponsoru olduğumuz Beşiktaş Kulübü ile birlikte, oldukça önemli bir potansiyele sahip olan spor sektörüne yeni ve uzun vadeli projeler oluşturabilecek profesyonel yöneticilerin yetişmesi için Spor Yönetimi Programını açtık.

Hedefimiz, ülkemizdeki tüm spor dallarının yönetiminde söz sahibi olabilecek yöneticileri, yönetim biliminin temelleri ile yetiştirmeyi sağlamaktır. Böylelikle, Programdan mezun olan öğrencilerimiz özel küçük işletmelerden, büyük spor kulüplerinin çeşitli kademelerinin yönetimi gibi geniş bir yelpazede görev yapma imkanı bulabilecekler.”

Rakamlarla Kavram MYO

Kavram MYO Öğrenci Sayısı: 1300

Program: 26 program

5 Yılda Toplam Mezun olan Öğrenci Sayısı: 1700

Bugüne kadar verilen burs miktarı: 10 milyon Tl

Yeni Açılacak Programların Kontenjanları ;

.İş Sağlığı ve Güvenliği Programı: 50

.Spor Yönetimi Programı: 40

.Moda Tasarımı: 40

.Radyo ve Televizyon Programcılığı: 40

.Uygulamalı Rusça ve Çevirmenlik Programı: 40

Öğrenci Sayısı: 1300

yilmazparlar@yahoo.com

7 Haziran 2013 Cuma

9‘uncu Kent ve Yaşam Ödülleri -Yılmaz Parlar

CESARETLİ YÜREKLERE
ONUR ÖDÜLÜ

Kısa adı (YAPDER) Yeni Arayışlar Girişimi Platformu Derneği tarafından Organize edilen  EGD Ekonomi Gazeteciler Derneği ve Cem TV Cem Medya Grup Başkanı Celal Toprak, Yayıncı ve Tv Program yapımcısı Mehmet Gözcü‘nün birlikte hazırladıkları Cem Radyo’da yayınlanan Kent ve Yaşam programının geleneksel ödüllerinin 9 ncusu yapıldı.

9‘uncu Kent ve Yaşam Ödülleri düzenlenen sade bir törenle sahiplerine verildi.

Kent ve Yaşam Ödüllerinde an anlamlı ödül şüphesiz jürinin açıklamasına göre son toplantılarında aldıkları karar üzerine, canı pahasına yaptıkları Taksim Gezi Parkı Direnişçilerine cesaretli yüreklere verilen jüri özel ödülü onur ödülüydü..

İnsan odaklı olması gereken şehirleşme, yanlış uygulamalar sonucu yaşanırlılığını yitirmiş, geleceği kesinlikle düşünerek hareket etmemiz gerekirken çocuklarımızın yaşamayacağı yerleri inşa etmemiz sonucu hem ekonomik hem sosyal bir kayıp olan süreçe gelmiş olduk.
Kentsel Dönüşüm projelerinin çevre faktörü düşünülerek olması gerekirken, çok katlı binaların yapımına devam edilerek yeşil alanların yok edilmesi şehirlere değil insanlığa vurulan darbedir.

Yaşanabilir ve Estetik Şehirler  toprağa yakın yaşamalı teması zaman zaman devlet büyükleri tarafından yapılan etkinlerde söylenen ve kelimelere asılan sözler oldu.
Rahat nefes alacak yaşam, halkın özgürlüğü her geçen gün, hem yüreğinden hem yaşam alanından koparılınca geleceği şekillendirecek yaşamın gerçek sahibi halk arzu edilmeyen olaylara maruz kaldı. Direnen halkın simgesi gibi temsilcilerine verilen ödül tüm acılarını unutturdu. 

Daha yaşanabilir kentler ve mutlu insanlar sloganıyla yola çıkan program, Doğru işler yapanları takdir etme farkındalığı artırma adına ödül vermektedir.
Sultanahmet- Ahırkapı Armada otelde gerçekleşen ödül gecesinde pek çok, siyasetden, iş dünyasından, akademiden, sanat dünyasından sivil toplum temsilcilerinden ünlü isimler vardı.

9 Kent ve Yaşam Ödül Kategorileri ve Sahipleri
Başarılı Belediye Başkanı Ödülü (Antalya Büyükşehir Belediyesi)-Başarılı Sivil Toplum Örgütü Ödülü Erzincan Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı (ERSİAD) Erzincan Kültür ve Eğitim Vakıfı (EKEV)- Kenti Dönüştürme Ödülü ( Sampaş A.Ş )-Başarı İşadamı Ödülü (Mutlusan Elektrik A.Ş )-Sosyal Sorumluluk Ödülü (PesiCo Türkiye)-Kente Katkı Ödülü (Renault Mais)-Teknoloji Ödülü (Cebit Deutsche Messe )-Eğitime Katkı Ödülü (Sabancı Üniversitesi)-Kampanya Ödülü (Şahin Melek Et ve Et Mamülleri Gıda A.Ş )-Kent Projesi Ödülü (Fatih Belediyesi)-Kültür sanat Ödülü Tiyatro ve Sinema sanatçısı Kerem Alışık-Çevre Ödülü ( Mis Group Şirketler Topluluğu)-Medya Ödülü (Artıbir Tv ) Babıali Dergisi-Tüketici Ödülü (A101 Yeni Mağazacılık A.Ş)-Gençlik Ödülü ( Emre Eczacıbaşı)-İnovasyon Ödülü (Muratbey Peynirleri)-Sağlık Ödülü ( Türkiye Moda ve Hazır Giyim Federasyonu )-Jüri Özel Ödülü (Taksim Gezi Parkı )

yilmazparlar@yahoo.com

24 Mayıs 2013 Cuma

TOBB Genç Girişimciler Kurulu, Avea, Capital ve Ekonomist Priceline.com Jeff Hoffman -Yılmaz Parlar




BAŞARI İÇİN 7 ALTIN ANAHTAR
Girişimci Kulübünden süper Başlangıç
Girişimci Kulübü 2010 yılında Ulusal CEO Konseyi tarafından “Yaşam Boyu Girişimcilik Başarı Ödülü”ne layık görülen, Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, tarafından verilen bilgiye göre şirket değeri 42 milyar 150 milyon dolar olan Priceline.com’un kurucusu ve CEO’su Jeff Hoffman tarafından “Girişimcilikte başarı olabilmenin sırlarını” anlatan toplantıyla faaliyetine başladı.

22 Mayıs 2013 tarihli İstanbul Grand Hyatt Hotelde TOBB Genç Girişimciler Kurulu, Avea, Capital ve Ekonomist dergileri işbirliği ile gerçekleşen Girişimci Kulübü toplantısına cesaretli genç zihinler katılarak konuşmacıların verdiği anahtar fikirler ışığında yarının işdünyasında büyük isimler olacağı umudunu verdiler.
TOBB Genç Girişimciler Kurulu Başkanı ve Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, , Amerika’nın en başarılı girişimcilerinden Jeff Hoffman kadar ilgiyle sözleri duyulmak istenen isimdi.
Capital ve Ekonomist Dergileri Yayın Direktörü Mehmet Rauf Ateş,Girişimci Kulübü Başkanı ve Yemeksepeti.com Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Nevzat Aydın, Avea CEO’su Erkan Akdemir, toplantı önemiyle ilgili Türkiye’nin dünya ekonomisindeki sıralama yeri ve gelecekteki öngörü kısa konuşmasının ardından TOBB Genç Girişimciler Kurulu Başkanı ve Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı cesaret ve ilham aşılıyan enerjisiyle alçak gönüllü tavırlarıyla sürdürdüğü konuşmasında gülümsetirken verdiği önemli rakamlar zihinler saplandı.

“Ankara özellikle genç nüfusumuzla övünüyor. Bizlerde övünüyoruz ancak Her yıl 800.000 öğrenci üniversiteden mezun olarak iş dünyasına iş gücüne katılmaya çalışıyor. Bunların . Bir kısmı yüzde yirmisi iş bulamakta Patlamaya hazır Bomba gibiler bunlara işbulma sorumluğu bizlere düşüyor. Pegasus Havayolları şirketini halka arz etmek için birkaç kere yurt dışına gittim. 11 günde 90 yatırımcı gördüm ve bunların yarısı Türk şirketi. Türkiye'nin böyle bir özel durumu var. Bu özel durumun altını ekonomik olarak doldurmamız gerekir. O da girişimcilere düşüyor. Türkiye'nin içinde bulunduğu muazzam ortamın altını doldurmak, gençlere de iş bulacak girişimcilik ekosisteminin yaratmak” Ayrıca Sabancı “Yapılan araştırmalar gösteriyor ki 2009’dan bugüne ülkemizde girişimcilik oranlarında yüzde 100’lük bir artış var. Bu çok güzel bir gelişme. Bu gelişmeyi de Girişimci Kulübü gibi ekosisteme fayda sağlayan paydaşlara borçluyuz. Bu gibi girişimciliğin farkındalığını ve ülkemizde rol model sayısını artıracak her türlü inisiyatifin destekçisiyiz ve olmaya da devam edeceğiz.” Dedi. ve Amerika’nın en başarılı girişimcilerinden, Konuşmacı Jeff Hoffman’ın, girişimcilere ve girişimci adaylarına farklı bir bakış açısı katacağını söyleyerek Jeff Hoffman’ı davet etti.

Priceline.com’un kurucusu ve CEO’su Jeff Hoffman “ Bana göre başarıformülü 3 maddeden oluşur.-Büyük düşün-çok çalış -değer yarat.
Jeff Hoffman Yeni nesil girişimcilere Başarı için 7 önemli altın anahtar sundu.
Öncelikle hasat, çiftcilik örneklerinden yola çıkarak fikir üretmek için fikir tohumların ekilmesi büyüyen olgunlaşan kadar filiz vermeyenleri olsada devam etmek gerektiğini kimden nereden geldiğinin önemi olmadığını yeterki iyi fikirlerin olması gerektiğini önemle altını kalın çizerek vurguladı.
Yaratıcı fikrin temel bir adım başlangıç olduğunun yanı sıra maddeler halinde sıraladığı anahtar sözcükler sıraladı.
“Mentörlerinizi kendinizi en yakın insanlardan değil, konunun ustalarından seçin- Ekibinizi işinde tutkulu ve kendinizden daha akıllı insanlardan oluşturun.-Fikirlerinizi hayata geçirmekten korkmayın.-Hedef kitlenizi iyi tanıyın, onları dinleyin.-Kar odaklıdüşünmeyin değer yaratın.-Hata yapmaktan ve başarısız olmaktan korkmayın.”

Jeff Hoffman konuşması sonrası, Özyeğin Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Erhan Erkut tarafından Jeff Hoffman ile söyleşi gerçekleşti. Jeff Hoffman Katılımcılarında sorularını cevapladı.
Sorular karşısında her zaman kendinizi veya kurumunuzu beş yaşında çocuk gibi sorgulama gerektiğini anlattı. Anekdotlarla örnekledi. Girişimcilere paranın peşinde olmadan başarıya odaklanmalarını sadece kar odaklıdüşünmemeleri girişimlerini hayata değer katma amacıyla gerçekleştirmeleri gerektiğini önemle vurguladı. Girişimciliğin yüzde yüz başarı garantisi olmadığını ancak denenmemiş her yeni proje, yüzde yüz başarı kaybı olduğunu, girişimciler için sunulan fırsatların ve imkanların eskiye kıyasla daha fazla olduğunu, Özel sektör ve hükümetlerin artık süreçleri kolaylaştırdığını dile getirdi.
Avea CEO’su Erkan Ekdemir tarafından kaftan fiğürlü seramik bir tablo takdim edilerek toplantı son buldu.


15 Mayıs 2013 Çarşamba

EGD -5. KURESEL ISINMA KURULTAYI-"ENERJİNİ VERİMLİ KULLAN GELECEĞİNE SAHİP ÇIK"-YILMAZ PARLAR

EGD DEN HALKA ÇAĞRI

"Enerjini verimli kullan Geleceğine sahip çık"

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından beşincisi düzenlenen

İstanbul Sanayi Odası Odakule Toplantı Salonu'nda tam gün olarak gerçekleşen Kurultay'ın bu seneki sloganı "Enerjini verimli kullan Geleceğine sahip çık"

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl 5'incisi düzenlenen Küresel Isınma Kurultayı İstanbul Sanayi Odası'nda 14 mayıs 2013 tarihinde yapıldı.

EGD Başkanı ve Cem Tv Cem Medya grup Başkanı Celal Toprak, Enerji Verimliliği Derneği Genel Başkan Vekili Adnan Ersoy Ulubaş ve İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük yaptıkları açılış konuşmalarında son derece önemli olan olgunun Halkın bilinçlendirilmesi en önemli araçlar olarakda Medyanın gündemlerinde sıklıklarla yer alması vurgulandı.

'Medya Enerji Verimliliğine Nasıl Bakıyor?' Panelde
Şekerbank TAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Basri Göktan moderatör olarak panelistler Bloomberg HT Ekonomi Koordinatörü Özlem Dalga Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Sefer Levent, CNN Türk'ten program yapımcısı ve yönetmeni Güven İslamoğlu Cihan Haber Ajansı Ekonomi Editörü Ramazan Solak, Yeni Şafak Gazetesi Ekonomi Müdürü Yakup Kocaman, gazete, televizyon ve ajansların bu konuya ayırdıkları haber potansiyeli ve duyarlıklarını konuştular.

Moderatör Hasan Basri Göktan “10 yıl içinde enerji ihtiyacımız 2 katına çıkacak. Enerji ihtiyacımızın yüzde 75'ini ithal etmekteyiz. Kaynaklar hızla tükenmekte, İki konu bizim için çok önemli. Birincisi enerji arzının artırılması, özellikle yenilenebilir kaynakları büyütmeliyiz. İkincisi enerji verimliliğine yatırımların yapılması gerekli.

Bizim kurumumuz önemli bir rol aldı. Eko krediyle Enerji yatırımları için ürünü devreye soktuk. Bu ürün sayesinde enerji verimliliğine olanak verebilecek yatırımları teşvik etmekteyiz. Eko kredi ürünü ile 35 bin bireysel ve kurumsal yatırımcıya toplam olarak 424 milyon lira kaynak sunduk. Basına özellikle ekonomi basınına gerek haberleri gerekse yorumları vasıtasıyla kamunun bilincini artırma görevi düşüyor.


Bloomberg HT Ekonomi Program yapımcısı kordinatörü Özlem Dalga toplumda enerji verimlilik bilincinin olmaması öncelikle bu bilincin yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Hazırladıkları sokak röportajlarından örneklemeler verdi. Ekonomi basınından medyanın tamamına yayılması gerektiğine daha popüler konular haline gelmesine dikkat çekti.
Hürriyet Ekonomi Müdürü Sefer Levent Avrupa’da en fazla enerji tüketen Ülke olduğumuzu sanayi kesimi kadar konutların da önemli payı olduğunun altını çizdi. Enerjiye harcanan milyarlarca dolarların sarfedildiğini Avrupa konut mantolamasında son derece önemli mesafe katettiğini, bu anlamda onlarla aramızda 50 yıllık zaman farkı olduğunu dile getirdi. “Kentsel dönüşüm yapılırken yasal metinler ve enerji önlemleri ciddiyetle uygulanmalı”

CNN Türk çevre ve doğa program yapımcısı Güven İslamoğlu, “Artan enerji yatırımlarına bağlı olarak doğayı korumakta güçleşmektedir.” Enerjide hep yatırım tarafı konuşulmakta çevreye dönüşü düşünülmediğini ayrıca organik yiyeceklerin ve enerji tasarrufu yapan makinelerin pahalı olduğu için vatandaşlar tarafından talep edilemediği yönüyle konuyu ele aldı.


Cihan Haber Ajansı Ekonomi yazarı Ramazan Solak, “Enerji konusunda medya zam haberlerine ilgi göstermektedir.” Artan akaryakıt, elektrik ve doğal gaz fiyatların haberleri vatandaşı yakından ilgilendirmesinin sebeb olarak gösterdi. Enerji verimliliği konusunda özellikle kadın ve çocukların bilinçlendirilmesi gerektiğinini önemini belirtti. “Bu şekilde konutlarda önemli oranda tasarruf sağlanabilecektir. Türkiye büyüyen bir ülke yeni enerji yatırımlarına ihtiyaç duymaktadır. Çevre kirliği devam edecek. Verdiğimiz zarar kadar telafiside olmalıdır.” Bir termik santral yapımında yanına orman yapabiliyorsa zararları en aza indirecek tedbirler örneklemsini verdi.


Yeni Şafak Ekonomi Müdürü Yakup Kocaman “Konutlarda güneş enerjisinden yararlanmayı en üst seviyelere çıkarmak gerekmektedir. 7 milyon konut kentsel dönüşüm kapsamında 500 milyar dolara varan miktardan bir kısım artırılırsa örnek 10 milyar doları enerji verimliliği yatırımı yapılır.”

Günün öğleden sonraki oturumları EGD başkanı Celal Toprak tarafından yönlendirildi. Hiperkaktif bir şekilde geçen oturumlar konuşmacıların yorumlarını Sivil toplum örgütlerin Başkanlarının ve Temsilcilerin oluşturduğu katılımcılarda katkılarıyla değerlendirdi.

Sonuç olarak hız kesmeden ve çalışmalar artarak Ülkemizin ve İnsanlığın geleceğine yönelik bilincin yerleşmesi için görevimizi yapmamızın altı kalın kalemlerle çizildi.



yilmazparlar@yahoo.com

Pegasus Plus Kart-ING Bank-Pegasus Hava Yolları -Yılmaz Parlar

ÜSTELİK KART AİDATI YOK, BOL BOL BONUS VARPegasus Hava Yolları ve ING Bank iş birliği yaparak Türkiye’de ilk uygulanan “Pegasus Plus Kart”ı çıkarttılar. Yapılan uçuş veya alışverişlerde puan kazandıran kartın en önemli özelliği herkesin şikayetci olduğu kart üye aidatının olmaması sloganları ise “Kart aidatı yok, bol bol bonus var”

14 mayıs 2013 tarihli İstanbul Swiss Hotelde gerçekleşen tanıtım basın toplantısına Pegasus Hava Yolları adına Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Güliz Öztürk ING Bank adına ING Bank Bireysel Bankacılık Pazarlama & Özel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Cenk Tabakoğlu katıldı.

TOBB Genç Girişimciler Kurulu Başkanı ve Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı ve ING Bank Genel Müdürü Pınar Abay toplantıyı izlediler.
Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Güliz Öztürk, “ING Bank ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği ile Pegasus Plus programını daha da genişlettik. Böylelikle üyelerimiz, uçuşlar ile birlikte yaptıkları alışverişlerinden de puan kazanabilecekler.” Kartın en önemli özelliğinin altını çizerken benzerlerinden fark yaratarak tüm kart sahiplerin şikayetci olduğu yıllık kart aidatı olmamasını vurguladı.Türkiye’de ilk uygulanan ING Pegasus Plus Kart Uçuş Puan kazandırırken, bonus da kazandırdığını dile getirdi.

Gazetecilerin sorduğu sorular üzerine; beş yıllık bir anlaşma olan Pegasus kart ile HSBC Advantage Kredi kartı ortaklığıyla ilgili soruya açıklama getirerek "Pegasus havuzunda biriken eski puanlar yeni karta taşınabilecek hakları baki. Ayrıca O kart olmasa da o puanlar duruyor. Herkes Pegasus puan olarak bu puanlarını kullanabiliyor. Biriken puanlar Pegasus havuzunda baki" Misafirlerden gelen istek üzerine birçok bankayla görüşmelerini bir çok bankayla sürdürerek marka dinamiği itibariyle ING Bank tercih ettiklerini ifade etti.

ING Bank Bireysel Bankacılık Pazarlama & Özel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Cenk Tabakoğlu, “Türkiye'de orta sınıf büyümekte ve tüketim alışkanlıkları değişmektedir. Kredi kartı kullanım oranları ve biçimleri de değişmiştir. Türkiye kredi kartı kullanımında birçok gelişmiş ülkeyi geride bırakmıştır.” Pegasus Hava Yolları ile ING Bank arasında yaptıkları 3 yıl süreli anlaşma ile kendi kazançlarınıda dile getiren Genel Müdür Yardımcısı Cenk Tabakoğlu, "Yapmış olduğumuz İşbirliği ile öncelikli hedefimiz, misafirlerin uçuş kartlarından yüksek puan kazanım beklentileri, aidat ödemesiz kart ve uçmayı kolaylaştıran avantajlar sunmaktır. Harcamalardan yüzde 1 oranında puan kazandıracak ve kart aidatı olmayacak. Bu kart ile 300 bin yeni müşteri kazanmayı hedefliyoruz. Kredi kartı tarafında ING Bank olarak, kredi kartı portföyünün yüzde 30 kadar büyütmeyi hedefliyoruz." Şeklinde ifade etti.

Genel Müdürü Pınar Abay, “Tasarruf konusu bizim için son derece önemli bankacılık hizmeti verirken müşterilerimizin tasarruf sağlamsını ürünler sunmaktayız. Ürünlerimizi konvansiyonel bankacılık yapısının dışında beslemekteyiz. Tüketici bankayla çalışırken, bankayla çalışmasından tasarruf etsin, kart alırken tasarruf etsin. Fatura öderken tasarruf etsin istiyoruz. O nedenle tüketicilerden bu kartta kart ücreti almıyoruz şu anda 326 şubesimiz mevcut. Teknolojiye yatırım yapmak suretiyle arak, düşük maliyetli bankacılık yaparak aslında, tüketiciye ulaşıyoruz. Bu ortaklık bizim için önemli. İş yapış ruhu olarak Pegasus, bize çok yakın" dedi. Abay, otomatik ödeme talimatıyla, 2012 yılında müşterilerinin 3.5 milyon TL'lik faturalarını da ödediklerini bildirdi.
ING Pegasus Plus Kart’a başvurmak için PGS boşluk TCKN yazarak 2205’e göndermek yeterli olacaktır.
yilmazparlar@yahoo.com